Türkiye ve Fransa’nın Dışişleri ve Kültür bakanlıklarının himayesinde; İKSV ve CulturesFrance işbirliğiyle gerçekleştirilen Fransa’da Türkiye Mevsimi, temmuz ayından bu yana Fransa’nın dört bir yanındaki etkinliklerle devam ediyor. Önümüzdeki günlerde de farklı kentlerde müzik, sahne sanatları, edebiyat, güncel sanat ve eğitim gibi farklı disiplinlerde birçok etkinlik düzenlenecek.
Paris’teki Fransa Ulusal Kütüphanesi, ev sahipliği yapacağı birçok edebiyat ve müzik etkinliğiyle bu haftayı Türkiye’ye ayırıyor. Öte yandan, Avrupa’nın seçkin sanat fuarı St’ART Güncel Sanat Fuarı’nın bu yılki onur konuğu İstanbul olacak. Strazburg’da 22 Kasım–5 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek 6. Strazburg-Akdeniz Festivali de, bu yıl programında Türkiye’ye özel bir bölüm ayırdı. Fransa’nın en büyük modern sanat müzelerinden Centre Pompidou da, 4-6 Aralık arasında Masist Gül, Ahmet Öğüt, Didem Özbek, Şener Özmen, Tayfun Serttaş, Canan Şenol ve Vahit Tuna gibi sanatçıların kitaplarını sergileyecek. Paris Atölyesi’nde açılacak “Ornementa Paris/İstanbul” adlı sergi, Paris ve Türkiye’den tasarımcıların süsleme sanatı üzerine yaptığı çalışmaları içerecek. Paris, Yahudi Sanatı ve Tarihi Müzesi ise, 26 Kasım 2009 - 7 Mart 2010’a kadar, 19. yüzyılda İstanbul’un şehir planlamasına önemli katkılarda bulunan Osmanlı kökenli Kamondo Ailesi’nin öyküsünü konu eden bir sergiye ev sahipliği yapacak. 31 Mart 2010’a dek devam edecek Fransa’da Türk mevsimi etkinlikleri kapsamındaki 9 aylık süreçte 14 farklı disiplinde 441 etkinlik gerçekleştirilmiş olacak. (www.iksv.org)
edeceksiniz. Altı sıfır, altı sıfırdır. Futbolda bu tür sonuçlar var. Ama futbolda bu tür sonuçlar aynı zamanda çok ciddi yetersizliklere işaret ederler. Bu sonuç hafife alınamaz. Bu sonuç tek bir maçın kendisine özgü atmosferi içinde değerlendirilemez.
Dikkatinizi çekmek istediğim tablonun en vurucu yanı, maç öncesi iki takım arasındaki puan farkının sadece 1 olduğudur. Bu hezimete rağmen puan farkı hala 4 tür. Puan tablosunda 5. sıra da olan bir takım sizi altılıyor!
Her maçını kazanmak için daha özel stratejik nedenselliklere sahip olması gereken bu takım, nasıl olur da bu denli sıradanlaşır. Nasıl olur da bu denli sıradanlaşmasına seyirci kalınır. Vizyon ve perspektifler açısından yüzde yüz Diyarbekiri temsil eden bu kurum, kuruluş felsefesine ve temsil gücüne nasıl olur da bu boyutlarda yabancılaşır.
Takımın mental anlamda motivasyona ihtiyacı mı var. Çağırın Arjên Ari’yi Çağırın Lal Lalêş’i şiirleriyle uçursun bu takımı. Takımın Kültürel kişilik erozyonu mu var, Çağırın Şener Özmen’i, size bağımsız kişilik ve Kültürel değerlerimizin tarihsel değerlerini anlatsın. Baskı altındayken kişilik ve karakteri korumanın yollarını tek tek her futbolcuya ezberletsin.
Deplasman fobisi, futbolcunun seyirci baskısıyla baş edemediği hadisenin adıdır. Sinir sistemi aşırı uyarılan futbolcu, her dış uyarıcıdan aşırı derecede etkilenir. Futbolcuyu bu aşırı yorucu atmosferden koruyan tek şey kendisine duyduğu öz güven ve öz saygıdır. Kimi zaman futbolcu bu niteliklerini kaybedebilir işte bu noktada profesyonel yardım alınmalıdır.
6-0 bir sonuç sadece motivasyon eksikliğiyle açıklanamaz elbette. Oyun anlamında da bu takım bir anlamsızlık çukuruna yuvarlanmıştır mutlaka. Bu sonuç yer şeyden önce Teknik Direktörün oyun üstündeki insiyatif kaybını gösterir. Bir teknik direktör iyi hazırlanmadığı bir oyunda insiyatif kaybeder.
Öyle anlaşılıyor ki, DBB Diski,nin çok ciddi sorunları var. Sistem sorunu var. Eldeki malzemeyi efektif kullanmama sorunu var. Teknik Direktörün kenar yönetimi sorunu var. Dilim varmıyor ama maçlara iyi hazırlık yapamama sorunu var. Fizik kalitesi yüksek olan bir takım 6-0 yenilmez. Şu altıdan sonra gelen sıfır aslında her şeyi anlatıyor.
Sayın Baydemir’e bir çift lafım var. Sevgili Başkan, futbol sizin çok önemsediğiniz o çatışmasızlık ortamının en önemli aktörüdür. Özlemini duyduğunuz o barış ortamının en önemli modern aracıdır. Bu gün futbol bütün dünyada böyle önemli sosyal sorumluluk üstlenmiş durumdadır.
Lütfen bu takıma sahip çıkın ve sorunlarına el koyun.
Outlet//İhraç Fazlası Sanat, Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in birlikte hazırladıkları Türkiye’deki ilk kapsamlı solo sergilerini gerçekleştiriyor. Sanatçıların bugüne dek izleyici karşısına çıkmamış video ve fotoğraf çalışmaları, 1 Aralık-9 Ocak arasında Outlet’te izlenebilir.
Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk kez Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ta sergilenecek olan “Orijinal Mesaj” serisi,günümüzün toplumsal-siyasal bazda “iz bırakan” meselelerinin üzerine gidilerek oluşturuldu. Birbirine bağlı dört videodan oluşan bu seri, uzun zamandır süregelen Türkiye’deki politik sıkıntılara dairgeniş bir perspektif sunarken, sanatçıya özgü bir inançsızlık ve angaje olmama halini de içermektedir.Otobiyografik olduğu kadar toplumsal olanı da kapsayan bu videolarda, ironik hatta çoğu zaman absürd olarak nitelendirilebilecek bazı durumların gündelik yaşamın bir parçası olduğu gösterildi. Bazı denemeler ve efektlerle geçmiş ve geleceğe göndermeleri olan video çalışmalar, “iyileşme dönemi” yapıtları olarak da görülebilir.“Umut”, “Manzara”, “Bravo”, “Bir gün bir T ve bir K” isimli Orijnal Mesaj serisine ait video yapıtları, Outlet’in alt katında izleyiciyle buluşurken, Özmen ve Tekin’in yeni dönem fotoğraf işleri mekanın giriş katında sergilenecek.
2000’li yılların ortalarından itibaren kimi zaman tek tek kimi zaman ortaklaşa işler üreten Özmen&Tekin’in çalışmaları, ironinin neredeyse kara mizaha dönüştüğü, kendileri dahil her konu ve kişinin eleştirilebildiği bir düzlemde konumlanır. Gündelik yaşam rituellerinden, güncel politik olaylara her türden konu sanatlarının içine girer. Kimi zaman oyunla, kimi zaman giyilen kostümlerle, bazen de gizlenip-saklanılarak izleyici, meselenin farklı boyutları üzerine düşünmeye davet edilir. Sanatçıların, bugüne kadarki üretimlerinin ortaklaştığı nokta ironidir. İroni, dayanılması güç gerçeklikle bağ kurmayı sağlayan bir yöntemdir. Gerçekliğin farkındalığı hayalgücünün imkanlarıyla çarpışır ve Özmen&Tekin’in sanatları o çarpışma anlarında ikamet eder. O yüzden, neredeyse tüm çalışmaları çokça sert ama bir o kadar da şiirseldir.
Şener Özmen’in yapıtları, bugünün Türkiye’sinde toplumsal, siyasal ve bireysel olarak yaşadığımız travmaları çok çarpıcı bir şekilde önümüze sermektedir. Güncel sanatın farklı olanaklarını kullanan sanatçı, yazılı anlatımla görsel üretimi birleştirerek “plastik anlatı” olarak tanımlanabilen etkileşimli alanlar yaratmakta ve bu yolla yapıtlarının etkisini çoğaltmaktadır.
Cengiz Tekin çalışmalarında, aile, din, gelenek, ölüm gibi temel yaşamsal ve hatta mahrem konuların içinden küçük çatlaklar açarak, farklı açılardan üzerine konuşulabilir hale getirir. Neredeyse kara mizaha varan bir doğrudanlıkla ürettiği çalışmaları, sanatın iç meselelerinden güncel politik olaylara kadar geniş bir skalada seyreder.
Özmen ve Tekin’in bu ilk kişisel sergileri, bir değişimin işaretlerini sunmaktadır. Sanatçılar, mesafelerini kaybetmeden bir normalleşme sürecine tanıklık etmekte ve bu tanıklık üzerinden çalışmalar üretmektedirler.
“Orijinal Mesaj” serisinin ilk ayağı, “Manzara” (2008), bilinmeyen bir yerden gelen iletiyle, saklandıkları yerden çıkıp hareketlenen iki çalgıcıyı gösterir. Çalgıcıların bir tehditten mi, iyi niyetli bir çağrıdan mı, korktukları için mi, yoksa bir şeyi kutladıkları için mi çalmayı sürdürdükleri anlaşılmaz. Serinin 2. ayağı olan Bravo’da (2008) tekrar ve ısrarın, bir edimin içeriğini nasıl yeni bir anlamla doldurduğunu izleriz. “Umut” videosunda; “çözüm ya da düğüm”ün yukarıdan geleceği ifade edilir. Video, avluda çamaşır yıkamakta olan bir kadının, nereden geldiğini bilmediği siyah bir halatı beline dolayıp, bir düğüm atması ve diğer ucunu tanımadığı bir erkeğe fırlatmasıyla başlar. Serinin en çarpıcı videosu olan “Bir gün bir T ve bir K” da, birbirlerini tanıyıp tanımadıklarını bilmediğimiz iki genç erkeğin hiç istemeden yanyana düşen kaderlerini paylaşmalarını izleriz. Gençler, kavga eder, barışır, ekmeklerini bölüşür, birbirlerini korur ve neredeyse dava arkadaşı olurlar. Ve sonunda ortak olduğunu anladığımız düşmanları içlerinden birini vurur. Ama bu birinin K mı T mi olduğu bilinmez. Metoforik okumalara açık bu video çalışma, sessizliği bir dil olarak kullanması, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu hatırlatması ve büyük resmi görünür kılan küçük hikayesiyle serinin düğüm noktasını oluşturmaktadır.
1971 doğumlu Şener Özmen Diyarbakır’da yaşamak ve çalışmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında(Almanya, Fransa, İngiltere, Kosova, Sırbistan, Arnavutluk, Birleşik Devletler, Şili, İran, Ermenistan, Azerbaycan, İsviçre, İsveç, Hollanda, İtalya, İspanya, Yugoslavya ve Avusturya’da) karma güncel sanat sergilerine katıldı. Sergilerden bazıları; 2009- “Dream and Reality” Centrum Paul Klee(İsveç) “Who kill the painting” Neuen Museum(Nürnberg), “İstanbul Traversee” (Lille), 2008- “Gone City”(Graz), “Article 23”(Ljubljana), “Save As...” Milan, “Held Together with Water”, İstanbul Modern, 9. İstanbul Bienali sayılabilir.
1977 yılında doğan Cengiz Tekin Diyarbakır’da yaşamakta ve çalışmaktadır. Katıldığı grup sergileri arasında “The Attitude Festival” (Makedonya), Normal Olmayı Reddediyorum, Outlet-İstanbul, “Suyun Bir Arada Tuttuğu” İstanbul Modern, “Transfer-NRW” (Aachen, Bochum, Münster/Almanya), “Serbest Vuruş” 9.İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı, “Tekinsiz” Akbank Sanat (İstanbul), “Ya Sev ya Terk Et” 5.Cetinje Bienali, In den Schluchten des Balkan, Kunsthalle Fridericianum (Kassel, Almanya), “U-Topos” 2.Tirana Bienali (Arnavutluk) sayılabilir.
Şener Özmen&Cengiz Tekin’in “Orijinal Mesaj” isimli sergileri 1 Aralık’tan 9 Ocak’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ta görülebilir.
OUTLET HAKKINDA
Outlet, sosyal ve kültürel adaletsizliğin bunca derinleştiği bir ortam/zamanda, lüks olarak görülen sanatı, kitlelerle buluşturma girişimidir. Outlet; müzeler, enstitüler, banka galerileri, kurumlar arasında giderek sıkışan sanat ortamı için bir nefes alma alanı yaratmayı ve yenilikçi, risk alabilen projeler gerçekleştirmeyi hedefler.
Sanatın gündemini takip etmek isteyenlerin yeni adresi Outlet; Canan Pak, AYK, MAS Matbaası, BenQ, The Point Otel, Beck’s, Coca Cola, Netcopy Center ve Derin Design’ın sponsorluğuyla Azra Tüzünoğlu tarafından yürütülmektedir.
Outlet Proje Alanı: Sanatçıların özgün/farklı çalışmalarına ev sahipliği yapmak, yeni projeler üretmeyi desteklemek amacını taşır. Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların davet edilmesi ve/ya başvurularla şekillenen proje alanı; Outlet’te aynı anda birbiriyle ilintili farklı sergiler görmeyi mümkün kılar.
ZAMAN:
Açılış: 1 Aralık 18.30-20.30
Sergi: 1 Aralık – 9 Ocak
Ziyaret saatleri: Salı-Cumartesi 10.00 – 18.30
MEKAN:
Outlet//İhraç Fazlası Sanat Galerisi
Boğazkesen Cad.
Kadirler Yokuşu No:69
Tophane-İstanbul
www.outlet-istanbul.blogspot.com
Sanatçı ve sergi hakkında ayrıntılı bilgi, röportaj talepleri için,
Yarın açılacak ‘Orijinal Mesaj’ başlıklı sergi, Şener Özmen (solda) ve Cengiz Tekin’in son dönem birlikte ürettiği video filmlerden ve bu filmlerle paslaşan fotoğraflardan oluşuyor.
Diyarbakır’dan Şener Özmen’in 2000’li yılların başından itibaren düzenli olarak küreselleşme eleştirisi yaptığını söyleyebiliriz. Ekonomik olanı siyasal olandan, siyasal olanı kültürel olandan ayırmanın mümkün olmadığı yeni milenyumun ilk yıllarından itibaren Özmen’in bu ayırt edemeyişi dert ettiği aşikar. Bunu yaparken de son derece öznel, içinden geçtiği ve kokusunu aldığı tüm toplumsal değişimleri anlatan, kendi deneyimlerini taşıyan, kendine mahsus bir dil kurduğunu da belirtmeliyiz. Bu bir kişilik dile, bir süre önce Cengiz Tekin de katıldı. İkilinin yarın Outlet sanat mekanında Cengiz Tekin’le açtığı ‘Orijinal Mesaj’ adlı sergide, bu dilin bu kez bir kolektif olarak çoğul konuştuğunu duyacağız. Ve nesi olduğunu bildiğimiz elin, iki adet olunca sesi olup olmadığına karar vereceğiz...
Seninle ilk söyleyişi 2001 yılında yapmıştım. Seninle yapılan ilk söyleşiydi. Onun böcekleri var, savaşçı mı savaşçı başlığı altında... (Rahmetli Memet Baydur’u bulmuştuk karşımızda) Aradan geçen zamanda böcekler ne durumda, evcil hayvanlara dönüştüler mi?
Ya evet, tuhaf zamanlardı, gerçi şimdikinden daha tuhaf sayılmazdı ya! O sıralar yapıp ettiklerime yönelik bir ilk tepkiydi rahmetli Memet Baydur’un sözleri, yani ben daha ağzımı açar açmaz, birileri susmamı istemişti. Onun sözleriyle “Bilinci Diyarbakır karpuzu gibi ikiye ayrılmış” bir sanatçıydım falan. Aşırı plastik sanat eğitimi yıllarında bana Radikal gazetesi okumamam gerektiğini her fırsatta dile getiren neo-Kemalist ve pür akademik bir çevre vardı, onlar Cumhuriyet’te buluyorlardı yansımalarını, benim ise yansıyacak veyahut yansıtacak bir tarafım kalmamıştı. Zira epeydir Diyarbakır’da yaşıyor ve hiçbir şey üretmiyordum ve artık Cumhuriyet’in beni durduk yere tahtaya kaldırmasını da istemiyordum. Gregor Samsa’nın bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulması, benim Diyarbakır’da her sabah bunaltıcı düşlerden uyanmamla aynı şey değildi. Evcilleştirme adına değil miydi tüm o cürümler? Bunu en son Ceylan Önkol olayında yaşadık, biliyorsunuz, o da evcil hayvanlarını otlatmaya çıkarmış, bir daha da geri dönmemişti.
Plastik-anlatı diye bir oluşumla başladın... Bu sanat tarihine göndermeler taşıyan anlatının kahramanı Abdülbaki Readymade’di. Abdülbaki durmuyor olabilir ama en son tespiti ne olabilir bugüne içinde yaşadığımız günlere ilişkin? O zaman Halil Altındere, Vahit Tuna ve Elif Çelebi bir mağarada mahsur kalıyorlardı. Bugün hangi sanatçılar yer alırdı hikayenin içinde?
Bugüne, içinde yaşadığımız günlere ilişkin son tespiti ne olabilirdi Abdülbaki Readymade’in? Tespitten çok, ‘Ben dememiş miydim?’ diyecekti ve ardından sosyal demokrasinin Türkiye rezaleti üzerine esaslı bir de konuşma yapacaktı müzelerin birinde... Bugün hangi sanatçılar yer alırdı? Bir şeylerin izdüşümüydü sanki o sıra seçilen isimler. Pazar da yoktu, pazarlık da, ama artık hikâye de yok sanatta. En son 9B’de görmüştük.
Güncel sanat hareketinin Sothebys’le, çağdaş Türk sanatı müzayedesiyle ziyadesiyle sona erdiğini avant-garde’ın satılana kadar avant-garde olduğunu düşünüyorum. Çağdaş sanat hiç olmadığı kadar çağdaş, diyorum. Bu hareketin 90’lardan beri gelişimi, dönüşümü, eleştirdiği neyse -piyasa ve onun değerleri- ona dönüştüğünü, ki bu çok normal diye düşünüyor musun benim gibi?
İyi düşünüyorsun derim. “Bu müzayede çok önemli, milli maç gibi esecek” diyordu Burhan Doğançay gülerek. Oktay Duran’ın gözlerinden okunuyormuş Doğançay’ı ne kadar desteklediği falan... Herkes fiyatların daha da yükselmesini umut ediyormuş, yükseldikçe çağdaş Türk resmi hak ettiği öneme biraz daha yaklaşacakmış, belki yakalayacakmış sonradan. Peki ya Türk demokrasisi tablosu? Ona yatırım yapacak kimseyi bulamıyorlar mı? Benim derdim buydu ve bence güncel sanat, gitmesi gerektiği yere gitti. Bırakın bir sosyal yapıyı veyahut ceberut bir düşünce alışkanlığını, bir küratörü bile dönüştüremediğini gördü zaman içinde. Vahşi kapitalizm söyleminden sonra, güler yüzlü sanat piyasası demeye başlar başlamaz, tüm inandırıcılığını yitirdi. Bu yüzdendir ki bana fazlasıyla komik geliyor göndermeler, herkes aynı sorunun peşinde, “Beni keşfedecek bir galerist veyahut koleksiyoner çıkacak mı?”
İçinde yaşadığın bölgenin değil aslında hepimizin sanatla olan imtihanımızı belgeledin bazı işlerinle. Supermuslim ve özellikle ‘Road to Tate Modern’... Tate Modern’e giden yol bir anlamda AB’ye giden yol, çağdaş sanata giden yol, Avrupa’ya, medeniyete giden yolların her biri. Bugün bu işin İstanbul Modern’in koleksiyonunda şu anda Berlin’de Martin Gropius-Bau müzesinde sergileniyor... İşlere koleksiyonlarda yer almak, seyahat etmek ne getirir? Sana ne getirdi?
Bu normal durum yaşam koşullarımı da değiştirmiyor. Hayatımın bir yarısı kıta Avrupası’nda da geçmiyor. Yazları burada, kışları şurada olmuyor, olamıyorum. İster miydim peki? Bunların önemsenmediği bir söylem tutturmak gerekiyor belki de. Sanat belirli bir zümrenin elinde, bu her yerde böyle ama.
Diyarbakır’a iş getirenler peki? Bu İstanbul-Diyarbakır trafiği çağdaş sanat açısından hep ama hep sorunlu değil mi? Getirilen her şey eninde sonunda götürülüyor gibi geliyor bana. Bir toplumsal sorumluluk projesi olarak sanat sergisi yapılamaz...
Getirecekler, getirsinler! Savaş getirdiler de ne oldu? Ancak sorun şu ki, bir yerlerde Vasıf’ın (Kortun) da dediği üzere, sömürge valileri gibi hareket ettiler. Çağdaş budur, modern de şudur diye gözlerine sokmaya çalıştılar tüm o ilerlemeci sanat abidelerini. ‘Diyarbakır’da bir ilk!’, yok ‘Mardin’de ilk güncel sanat sergisi’, ‘Kızıltepe güncel sanatla buluştu!’ gibi, beni çileden çıkaran bakış açıları hâlâ yürürlükte. İyi sergiler olmadı değil, adam gibi konuşmalar yapan sanatçılar olmadı değil, ancak dediğim gibi, buralar bir plato artık, her anlamda bir plato. Kamerasını kapan geldi, geliyor. Yakın köylerdeki bir kısım yeni güncel sanatçı da kendimizi daha ne kadar acındırabilirizin peşine düştü.
Geçtiğimiz günlerde Garajistanbul’da Namus Oyunları etkinliği çerçevesinde bir seri canlı söyleşiler yaptım. Handan Çağlayan’la mesela. Kürt kadın hareketi üzerine çalışan Kürt ve feminist bir siyaset bilimci... Kadınların DTP’deki etkinliğini konuştuk. 40 kişilik kadın kotasını uygulamaya gerek kalmıyor partide. Kürt kadın siyasetçiler son derece etkin. Lakin Kürt kadın sanatçılar nerede? Erkek ve Kürt bir sanatçı olarak ne dersin?
Bu sorunun muhatabı ben miyim, daha doğrusu ben doğru kişi miyim bilmiyorum. Siyaset sahnesindeki varlıkları kuşku götürmez, oldukça etkinler. Ancak sorunun her defasında namus üzerinden yansıtılmasına da alışamadım, bir tuhaflık hissediyorum bu argümanlarda. Sanırım bu biraz da projeksiyonla alakalı. Maskülen bir sanat ürettiğimizi sanmıyorum. Tam aksine, oldukça feminen bir noktadayız. Sadece biraz daha güven gerekiyor, bunu aştıklarında, biz erkek sanatçılardan çok daha anlamlı işler üreteceklerini adım gibi biliyorum. Yani ortada olmamaları, hatta hiç varlık göstermemeleri, ekmeğimize yağ sürmüyor. İlla ki Tracey Emin olun demiyorum, Rojin olun da... Ama ne olur biraz güven!
Dille uğraşmayı seven, bunu mesele eden biri olarak ‘Kürt açılımı’nı analiz eder misin? Bu açılım sırasında nasıl konuşuyoruz? En azından konuşuyor muyuz?
Açık bir biçimde ifade etmek gerekirse, adı her ne olursa olsun, proje ABD’nin yeni Ortadoğu şekillendirmesiyle fazlasıyla alakalı. İslâm üzerinden ABD karşıtlığı Araplar içinde gelişiyor, ABD bunun önünü alamayacağını biliyor, ancak yaslanacağı iki ulus var, biri Kürtler, diğeri de Türkler. 10-15 yıl içinde sınırlar, şimdi olduğundan daha farklı bir yöne kayabilir. Bekleyip görmek gerek.
Cengiz Tekin’le birlikte yaptığınız üretimleri bir kolektif gibi mi algılamalıyız?
Aynen, kolektif bir düşünüş ve eylem biçimin sonuçları bunlar. Cengiz Tekin’le epeydir ortak işler üretiyoruz, fotoğraftan ziyade video işleri. ‘The Original Message’ serisi sitüasyonistlere bir vefa borcuydu. Bu daha çok yerleşmesini istediğimiz bir kolektif üretim pratiğiyle alakalıydı, yanı sıra kendi kişisel işlerimizi de üretmeye devam ettik. Cengiz Tekin son derece akışkan bir sanatçı, onunla çalışmanın bana kattığı bir şeyler olduğuna inandığım, bunu gördüğüm için birlikteyiz. Yani adamda maske yok, neyse o işte. Sanatı da öyle, hayatı da. Bir kere son derece iyi işler çıkarıyor, ikincisi, kolektif pratiğe inanıyor.
Not easy to save the world in 90 days Group exhibition 15/12/ - 13/3/2010 Opening: December 12, 5 – 9 pm The recent Turkish art scene. Curated by René Block.
ADDRESS Heidestraße 50 10557 Berlin TELEPHONE +49.30.89564610 FAX +49.30.32304071 MAIL info@tanasberlin.de
Bibliothèque Kandinsky & Forum -1 ::: Elzem Kitaplar/Livres de première nécessité Il y a des livres rares, voire très rares qui, lorsque les mécanismes de contrôle s'acharnent sur les individus, permettent un point de non-contrôle, rendant possible la différence, extraordinaire, singulière et étrange… il y a des livres légers, des livres qui font rire et des livres qui font danser… il y a des livres de première nécessité, produits dans l'urgence, des livres-monstres qui bouleversent les systèmes supposés équilibrés, des livres qui déconstruisent, qui brouillent les standards, qui déstructurent la perception, qui ravagent le préconçu… Il y a des livres qui libèrent un espace vital.
Öyle nadir kitaplar var ki bugün, tarihin bu yükünü unutuyor, unutturuyorlar. Kontrol mekanizmaları bireyler üzerinde ağır bir tahakküm kurduklarında, bu kitaplar bir nevi kaçış noktası oluşturarak farklılığı, eşsiz, olağanüstü ve tuhaf farklılığı mümkün kılıyorlar. Sözü edilenler kahkaha attıran, dans ettiren, neşeli, kaygısız hafif(-meşrep), tarihin ağır mirası altında ezilmeyen kitaplar. Aciliyetten üretilmiş, yaşamsal bir ihtiyaca cevap veren, dengeli varsayılan sistemleri sarsan, tekdüzeliği yıkan, algıyla alay eden, önyargıyı hiçe sayan kitaplar. Uzun sözün kısası, yaşama yer açan elzem kitaplar.
Şener Özmen & Cengiz Tekin, One Day a T and a K, 2009
Bengü Karaduman, in place of silent words, 2009
Ahmet Öğüt, Things we count, 2008
PART 2
Nevin Aladağ, Raise the Roof, 2007
Nilbar Güreş, The Letter, 2006
Ferhat Özgür, A Young girl is growing up, 2003
Aslı Süngü, Püff, 2002
Küratör : Azra Tüzünoğlu
::: SSS / Shore Scene Soundtrack
Performans
6 aralik 16h15
Centre Pompidou, Paris
Cevdet Erek SSS / Shore Scene Soundtrack’ı okuyor ve performansını gerçekleştiriyor.
::: Yuvarlak Masa
6 aralik 14h
Centre Pompidou, Paris
Banu Cennetoğlu (Editions BAS), Halil Altındere (art-ist publications), Didem Özbek (PiST/// Interdisciplinary Project Space) ve Vahit Tuna (graphique degigner)'nın katılımıyla.
Moderatör : Yekhan Pınarlıgil
Canlı yayın: //selfworld.net
::: Livres de première nécessité
Exposition
4-6 décembre
Centre Pompidou, Paris
Il y a des livres rares, voire très rares qui, lorsque les mécanismes de contrôle s'acharnent sur les individus, permettent un point de non-contrôle, rendant possible la différence, extraordinaire, singulière et étrange… il y a des livres légers, des livres qui font rire et des livres qui font danser… il y a des livres de première nécessité, produits dans l'urgence, des livres-monstres qui bouleversent les systèmes supposés équilibrés, des livres qui déconstruisent, qui brouillent les standards, qui déstructurent la perception, qui ravagent le préconçu… Il y a des livres qui libèrent un espace vital.
Şener Özmen & Cengiz Tekin, One Day a T and a K, 2009
Bengü Karaduman, in place of silent words, 2009
Ahmet Öğüt, Things we count, 2008
PART 2
Nevin Aladağ, Raise the Roof, 2007
Nilbar Güreş, The Letter, 2006
Ferhat Özgür, A Young girl is growing up, 2003
Aslı Süngü, Püff, 2002
Programme élaboré par Azra Tüzünoğlu.
::: SSS / Shore Scene Soundtrack
Performance
6 décembre 16h15
Centre Pompidou, Paris
Lecture de son livre par Cevdet Erek, suivie de sa performance.
::: Table ronde 16h
6 décembre 14h
Centre Pompidou, Paris
::: Istanbul éditions - éditeurs
Avec la participation de Banu Cennetoğlu (Editions BAS), Halil Altındere (art-ist publications), Didem Özbek (PiST/// Interdisciplinary Project Space) et de Vahit Tuna (graphique degigner).
Modérateur et commissaire : Yekhan Pınarlıgil (Bibliothèque Kandinsky)
The aim of City_net Asia 2009 is to promote cultural exchange among major Asian cities and to actively introduce young promising artists to the audience. City_net Asia 2009 will present talented young artists who have emerged in the domestic art scene of each participating country. Artists selected by the curators from their respective countries have worked together with the curators to create works that reflect particular social and cultural issues of their own countries.
The participating museums are the Today Art Museum in Beijing, the Mori Art Museum in Tokyo, Istanbul Modern and Seoul Museum of Art.
Other participating artists include: Gulsun Karamustafa, Sukran Moral, Sener Ozmen & Erkan Ozgen, Hale Tenger, Nil Yalter, Canan Senol, Hakan Onur, Hakan Gursoytrak Murat Akagunduz.
Seoul Museum of Art holds City_net Asia 2009 from September 30 through November 22,
this year marking its fourth display. This biennial contemporary art exhibition is in an
attempt to promote cultural exchanges among major Asian cities and to actively introduce
their young promising artists to the audience.
This project in collaboration with the Asia's prestigious art museums is designed as a venue to provide visitors a valuable opportunity to collectively establish their thoughts on the identity of Asia and to shed light on Asian contemporary art scenes that reflect particular social and cultural issues of their own countries.
Many exhibitions on contemporary art have recently been held throughout Asia by young artists. These exhibitions not only allow up-and-coming artists to make themselves internationally known, they afford opportunities for non-Asians to delve more deeply into Asian culture. We need to create more such opportunities to introduce outstanding art and artists from Asia to the world.
City_net Asia 2009 will present talented young artists who have emerged in the domestic art society of each participating country. The curators of four art museums in four cities selected the artists to be featured in this exhibition of contemporaneous art and social issues, and the curators and the artists worked together to show the regional characteristics of contemporary art.
The participating museums are the Today Art Museum in Beijing, the Mori Art Museum in Tokyo, Istanbul Modern and Seoul Museum of Art. Through the works of the young artists, City_net Asia 2009 will highlight the identity of each participating city and its unique contemporary art.
Exhibition Themes / Participating Curators and Artists of each Museum
○ Hall 1. Seoul Museum of Art
● Curator: Juhyun Cho (Curator of Seoul Museum of Art)
● Artists: Jong-ku Kim/ Hyuen-jun Kim/ Myoung-ho Lee/ Byung-ho Lee/ Sea-hyun Lee/ Jin-joon Lee/ Chang-won Lee/ Yoon-suk Jung/ Xoo-ang Choi
○ Hall 2. Istanbul Modern
● Curator: Levent Calikoglu (Chief Curator of Istanbul Modern)
● Artists: Gulsun Karamustafa / Sukran Moral / Sener Ozmen & Erkan Ozgen / Hale Tenger/ Nil Yalter / Canan Senol / Hakan Onur / Hakan Gursoytrak / Murat Akagunduz
○ Hall 3. Mori Art Museum
● Curator: Natsumi Araki (Curator of Mori Art Museum, Tokyo)
● Artists: Yusuke Asai/ Tamana Araki/ Takahiro Iwasaki/ Teppei Kaneuji/ Aiko Tezuka/
Etsuko Fukaya/ Yuichi Yokoyama & Aya Wada/ Masaharu Sato
○ Hall 4. Today's Art Museum
● Curator: Li Xiaoqian (Deputy Director of Today Art Musuem, Beijing)
● Artists: Shi Jinsong/ He Yunchang/ Qiu Zhijie/ Bai Yiluo/ Chi Peng/ Li Qing/ Jia Aili/ Qiu AnXiong/ Tan Chenlin/ Wang Haiyang